Yusuf ALİOĞLU SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
Yazı Detayı
12 Mart 2026 - Perşembe 05:43 Bu yazı 33 kez okundu
 
SCHOPENHAUER AYNASINDA FATMA ALİYE SURETİ
Yusuf ALİOĞLU
 
 

‘Hayat, kesişmelerin özetidir.’ dense yeridir.
 

Okuma, yorumlama ve anlamlandırma süreçlerinde yaşanan kesişmeler bunun en dikkat çekici örnekleridir. 

 

Schopenhauer okumaları etrafında dolanırken filozofun ölümünden iki yıl sonra (1862) doğan ve Osmanlının ilk kadın muharriresi olarak anılan Fatma Aliye ile kesişti yollarım.

 

Önce Alman bilgesinin annesiyle yaşadıkları, ardından Fatma Aliye’nin kızı İsmet ile yaşadıkları bu kesişmeyi ziyadesiyle ilginç kıldı.
 

Asım ve Haluk figürleri üzerinden aşina olduğumuz hikayelere bir yenisini daha ekleyecektim.
 

Fatma Aliye’nin evlat ile imtihanının adı İsmet…
 

Kadın imgesine anne gerilimi üzerinden olumsuz yüklemeler yapan cins kafa Schopenhauer.
 

Bir irade olarak dünyayı gözlemleyen kötümser bir filozoftur Schopenhauer.
 

Yaşadığı dönemin en ünlü kadın yazarlarından olan ve 1820 yılında bütün eserleri 20 cilt olarak basılan Johanna Schopenhauer ile oğlu Arthur’un sert ve yakıcı bir ilişkisi vardır.
 

Johanna sıradan bir ailenin akıllı ve kabiliyetli bir kızıdır. Tüccar olan kocasına tahammülü zorlaştıran yıllar geçirmiştir. Fakat kocası bir intihar sonucu hayattan ayrılınca, Johanna Almanya’nın en ünlü salonlarından birini açar.
 

Yakın dostu Goethe’nin teşvikiyle romanlar kaleme almaya başlar. Her çevreden edebiyat meraklısı erkeklerin devam ettiği salonuna, oğlunu da ancak misafir kabul günlerine dahil eder.
 

Bu her şeye kötümser bakan ve kimseleri beğenmeyen oğlunun iklimini yanı başında hissetmek kötü gelmektedir ona.
 

Bir tartışma sırasında oğlunu merdivenlerden iterek yuvarlanıp düşmesine sebep olur.
 

Arthur, bu yuvarlanışın rövanşını yıllar sonra ev sahibinden almayı deneyecek; ancak kadın merdivenlerden yuvarlanıp kötürüm kaldığı için, yıllarca kadına nafaka ödemek zorunda kalacaktır. (Uzak Ülke, F.K.Barbarosoğlu)
 

Ve annesi, ölünceye kadar bir daha oğlunu görmek istemeyecektir. İşte hikayeler burada eklemlenir birbirine: 
 

Almanya’nın yazarlıktan geçimini sağlayan ilk kadın yazarı olan Johanna ile ilk Osmanlı kadın yazarı olan Fatma Aliye’nin hikayesi.
 

Johanna, sıkıcı evliliğinden sonra serbest aşk hayatı yaşamayı seçmiş; oğlunun eleştirilerine tahammül etmek istemediği için, bir daha onunla yüz yüze gelmemeyi tercih etmiştir.
 

Fatma Aliye’nin dört kızının en küçüğü olan 1901 doğumlu İsmet de, ‘özgür olmak istiyorum’ diyerek evden ayrıldıktan sonra, bir daha asla yüzünü annesine göstermemiştir…
 

Annesi yaşadığı sürece Johanna’nın oğlu olarak anılan Arthur, yazdığı eserlerin kitap olarak değil kese kağıdı yapmak için alındığı dönemde bile umudunu hiç kaybetmez. Onun tutumuna ne kadar umut denilebilir, o da ayrı mesele. Babasından miras kalan üç kuruş, onu üniversiteye mahkum etmemiştir, hayatın elinde oyuncak kılmamıştır. O da hayatını bir filozofa yakışır şekilde ilkeli, soğuk ve mesafeli olarak sürdürmüştür.
 

İsmet de Fatma Aliye’nin kızı ya da Cevdet Paşa’nın torunu olduğunu unutturmak için her şeyi yapmıştır.

 

Schopenhauer’un en sevdiği fabl, kirpi fablıdır. Yani fazla yaklaşmaya gerek yoktur insanlara. Kişilerin birbirlerine zarar vermeyecekleri en uygun mesafe, kirpilerin okları gibi korunmalıdır daima. Korumuştur kendisini insanlardan. İlerde onlar için vazgeçilmez olacağından emin. Johanna’nın, Arthur  Schopenhauer’un annesi olarak anılacağından emin.

 

Biyograflar onu en çok Byron ile anacaklardır, anne sevgisinden yoksun oluşun eserine verdiği renk konusunda.

 

Anne sevgisizliği kadın sevgisizliğine dönüşecek, bütün felsefesini kadınların ahmaklığı üzerine kurmaktan vazgeçmeyecektir.

 

Ama yine de, çocukların irade ve davranışlarını babalarından, akıllarını annelerinden aldıklarını söylerken, aklı ve zakası ile yaşadığı dönemin erkeklerinin başını döndüren Johanna’nın oğlu olmaktan şikayet etmeyiş eşlik etmiş gibidir felsefesine.

 

Annesi tarafından kovulmayan ve sevgiyle bağra basılan bir çocuk olsaydı Arthur, belki kadınlar konusunda o kadar tahammülsüz olmayacak; tahammülsüz olmadığı için ev sahibini merdivenden yuvarlamayacak; merdivenden yuvarlamadığı için nafaka cezasına çarptırılmayacak; üç kuruş ile nasıl yaşarım endişesini daha az duyacağı için belki de kadınlar hakkında daha az kötümser olacaktı.(Barbarosoğlu)

 

Erkekler adına çok eşliliği savunan Arthur Schopenhauer ile Fatma Aliye’nin yolları bir defa daha kesişecektir tarih önünde. Üstelik Schopenhauer, felsefesiyle modern psikanalizin babalarından biri sayılacak; fakat çok eşlilik üzerine ileri sürdüğü fikirler önce parantez içine alınacak; sonra görünmez olacaktı.

 

Fatma Aliye’nin Mahmut Esad Efendi ile tartıştığı ‘taaddüd-i zevcat’ meselesi, İslamcıların çok eşliliğe bakışı olarak, en vulgarize söylemlerin parçası olacaktır. Fatma Aliye çok eşliliğe karılılığa karşı çıktığı için İslamcılar tarafından benimsenmeyecektir. İslam’ı Türk toplumunun temel harcı olarak gördüğü için modernistler ve feministler tarafından da kabullenilmeyecektir.

 

Kim kim ile mukayese edilir? Mukayeselerin temeli neye dayanır? Doğumundan iki yıl önce ölmüş bir filozofun ayak izlerine niçin Fatma Aliye’nin ayak izlerini karıştırmaya çalışıyoruz. Schopenhauer hayatı boyunca annesinden nefret etti. Kötümser metinler ortaya koydu. Fatma Aliye evden kaçan kızının peşinde koşarken, kızının bütün bunları kendisini üzmek için yaptığını düşündü.
 

Nefret duygusunda kesişen hikayeler, erkekten kadına ya da evlattan anneye akan yönleri ile ilginç şekilde benzer sonuçlar yaratmıştır.

 
Etiketler: SCHOPENHAUER, AYNASINDA, FATMA, ALİYE, SURETİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Şubat 2026
Orucu Ayağa Düşürmemeli, Oruçla Ayağa Kalkmalı
1157 Okunma.
19 Ocak 2026
Gündelik Yaşam ve Kent Yönetimi Üzerine
1485 Okunma.
03 Ocak 2026
Paris’te Bir Pirinççizade: Cahit Sıtkı
1536 Okunma.
03 Aralık 2025
Selam Olsun Kubbede Hoş Sadâ Bırakanlara
2156 Okunma.
21 Ekim 2025
Bendeki Notlar -12- ‘Çocuk Kalsaydı Büyüklüğüm’
2854 Okunma.
09 Ekim 2025
Batı’da Şehir Tarihçiliği
2036 Okunma.
04 Ağustos 2025
‘Yıkın Efendiler, Yıkın!’ -2-
2923 Okunma.
14 Mayıs 2025
“Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda…”
2184 Okunma.
22 Nisan 2025
'İNSANIN DÖRT ZİNDANI'
6099 Okunma.
16 Mart 2025
ŞEBBİHALAR HER YERDE
1715 Okunma.
09 Mart 2025
'BİR DEĞİRMENDİ BU DÜNYA'
1863 Okunma.
08 Eylül 2023
Boşuna değildi boş olmayan hiçbir şey!
4127 Okunma.
17 Ağustos 2023
Köprüler ve Çamurlu Sular
3454 Okunma.
13 Temmuz 2023
Biriktirdiklerim-7-
3198 Okunma.
27 Mayıs 2023
Bingöl’ün Referandum Karnesi
3658 Okunma.
07 Mayıs 2023
Bingöl’de Genel Seçimlere Katılım Oranları (1950-2018)
2784 Okunma.
29 Nisan 2023
1920-2018 Yılları Arasında Bingöl’ü Parlamentoda Hangi Partiler Temsil Etti?
2524 Okunma.
24 Nisan 2023
Bingöl Yakın Siyasi Tarihinde Seçmen Davranışları (1939-2018)
3459 Okunma.
11 Nisan 2023
Siyasetin ‘Hayret’ Makamı Var Mıdır?
3115 Okunma.
05 Nisan 2023
Estetiğin Tükenişi Vicdanın Tükenişidir
2566 Okunma.
23 Mart 2023
“Ben de adayım”
2735 Okunma.
18 Şubat 2023
Şiirin Güncesi -11: “Ben Yokum”
3166 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Cansız Bedene Ulaşıldı’ Ne Demek?
2367 Okunma.
18 Şubat 2023
“Ya Bu Defa da Seçilemezsem!”
2527 Okunma.
18 Şubat 2023
Biriktirdiklerim-6
2335 Okunma.
18 Şubat 2023
‘Konfor Ruhun Bataklığıdır’
2636 Okunma.
08 Kasım 2022
Engerek Soyu
3108 Okunma.
16 Eylül 2022
Masanın Ötesi ve Berisi Ya da Sosyolojimizin Metafiziği
4522 Okunma.
05 Eylül 2022
Tatlı Zehirli Sulara Alışanlar İflah Olmaz Mı?
3172 Okunma.
22 Ağustos 2022
Nazar Değmemiş Kapaksız Kitaplar
3878 Okunma.
02 Ağustos 2022
Libası İdrarlı Adamlar
3799 Okunma.
27 Haziran 2022
“Hayatın Anlamı” Nedir?
5038 Okunma.
21 Haziran 2022
‘Ey kötülük!’
3294 Okunma.
24 Mayıs 2022
Şiirin Güncesi 10: “Sonsuz ve Öbürü”
4171 Okunma.
05 Mayıs 2022
'Sıkıntı yok!'
3850 Okunma.
19 Nisan 2022
Düğümlere Üfüren Mühendisler Zamanı
3966 Okunma.
08 Nisan 2022
Bendeki Notlar 11: ‘Şehir Sineması’
3646 Okunma.
20 Mart 2022
Hakikate Tanıklık Nedir?
3642 Okunma.
03 Mart 2022
‘Tüm İnsanlığa Açık ve Ücretsiz Gösteri’
4018 Okunma.
09 Şubat 2022
Bendeki Notlar 10 “Kültür ve Sanat Merkezleri: Sinema, Kırtasiye, Park”
5529 Okunma.
13 Aralık 2021
Frankfurt'ta Bir Haşimi
8084 Okunma.
17 Kasım 2021
Nurettin Topçu’nun Gördüğü ‘Taşralı’
6138 Okunma.
09 Eylül 2021
Harf Eken Kelime Biçer
7060 Okunma.
24 Ağustos 2021
Bir Mütevazi Monologdan Arta Kalan Sualler
4959 Okunma.
24 Haziran 2021
Çekilin aradan, maradan...
6779 Okunma.
15 Haziran 2021
'Biraz da ben konuşayım'
5677 Okunma.
28 Mayıs 2021
‘Apaçık’ Şiir
5825 Okunma.
06 Mayıs 2021
“Şehir’dir adım; kimlik alır, kimlik veririm.”
6074 Okunma.
22 Nisan 2021
Kitaplar Dolusu Susmak...
5005 Okunma.
16 Nisan 2021
Zamanın İdrak Sarkacına Merhaba
4555 Okunma.
23 Mart 2021
Söz Düşerse Ne Kalır Geriye?
6101 Okunma.
18 Ocak 2021
Dayvun, Dayvun, Dayvuno / Day Qırbun Çımun Siyuno
14055 Okunma.
22 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -5-
3984 Okunma.
10 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -4-
4346 Okunma.
04 Aralık 2020
Biriktirdiklerim -3-
4509 Okunma.
30 Kasım 2020
Parayı Nereye Yatırmalı?
4369 Okunma.
26 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -2-
4590 Okunma.
16 Kasım 2020
Biriktirdiklerim -1-
4741 Okunma.
19 Ekim 2020
Ne Zaman Reşit Olacağız?
5953 Okunma.
Haber Yazılımı